Eflani İlçesi Esencik Köyü
Eflani İlçesi Esencik Köyü Bilgileri

Esencik köyü Eflani'nin 10 km doğusunda, Pınarbaşı yolu üzerinde yer almaktadır. En kalabalık köylerimizden biri olan Esencik köyünün eski adı Kılvardır. Esencik köyü Merkez ve Gülabi olmak üzere iki mahalleden meydana gelmektedir. 40 hane açık olmak üzere toplam 60 hane civarında olan esencik Merkez, doğuda Kayalık, Çal, batıda Mahşerli boğazı, güneyde köy hizasından başlayıp Akören boğazına kadar uzanan Gökçeağaç ormanlığı arasında geniş ve düz bir arazi üzerinde kuruludur. Esencik köyünde evler genellikle taş ağırlıklı ahşap ve tuğla binalardır. Köyde eski ve yeni olmak üzere iki tane cami olup yeni cami altında cemiyet ve toplantılarda çok yönlü olarak kullanılan yemekhane, mutfak ve şadırvan bulunmaktadır. Köyün doğu tarafları Çal denilen sabit kayalardan oluşmakta olup bu mevkide mermer ocakları vardır. Komşuları ise kuzeyde Çavuşlu , doğuda Deller mahallesi ,güneyde Çemçi köyü bulunur. Düz ve verimli bir araziye sahip olan Esencik köyünde halkın geneli Eflani'de esnaflık yaptığı gibi köyde modern bir değirmen vardır.
Esencik'in yaklaşık 1,5 km batısında yer alan Gülabi mahallesi, kuzeyde Madam türbesi çamlığının güneye meyilli yüzünde, bir sırt üzerinde kurulu olup gölet'e hakim bir noktadır. Halk arasında Gülüp ,Gülop köyü şeklinde ifade edilen Gülabi mahallesi 15 hane açık olmak üzere 20 hane civarındadır.

Adların Kaynağı Ve Tarihçesi

Bilindiği gibi köyün şimdiki adı olan esencik kelimesi Türkçe olup anlamı kendi içindedir. Bizim esas konumuz Kılvar adı ile ilgilidir. Kılvar köyü, çevresinde eski medeniyetlerin izlerini taşıyan bir köy olduğu için, adını, Türkler öncesi dönem ve Türkler dönemi diye iki bölüm de ele alarak Kalvari ve Gullar gibi iki ihtimal altında değerlendirmek doğru olacaktır.

Birincisi Türkler döneminden öncesine ait olan Kalvari adıdır. " Kalvari-Karbala sözcüğü, Hitit belgelerinde görülen Luwi dilinden olup, "dorukluk-cuk" anlamına gelmektedir ve Türk ağzında gelvere olmuştur.477 Şimdi, Gelvere sözcüğünün Türk ağzında zamanla "Gılvar -Kılvar" şekline dönüşmesi akla yatkın gelmektedir. Ancak Kılvar adı , Türk ağzında Gelvere adına dönüşmüş olsaydı, Osmanlı kaynaklarında Kılvar, Kalvar şeklinde değilde Gelver yada Gelvere şeklinde geçmesi gerekirdi.

İkincisi ise Gullar, Kullar sözcüğüdür. "Kullar" yada Gullar adı "Eski Türk boy ve aşireti olan "Kul" boyu ile ilgilidir. Her Türk boy ve aşiret kendi tarihi varlığını koruduğu gibi mensup olduğu aşiretin adını da koruyup muhafaza etmekte idi. 478 Buradan anlaşıldığı gibi Kullar adı, Kul-Gul aşireti adından oluşmuştur. Kıllular, Kullar boyu Anadolu'da olduğu gibi Azerbaycan ve Gürcistan'da da vardır. Kılvar adı Osmanlı kaynaklarında da Kılvar, Kalvar şeklinde geçmektedir. Bu duruma göre Kılvar, Gılvar adı bir Türk aşireti olan Kullar-Gullar adından kalma olmalıdır. Ayrıca halk arasında Kılvar adı için , daha önce bu adın ve halkın "Bulgar" olduğu , sonra Gılvar'a döndüğü şeklindeki söylenti doğru değildir. Velevki böyle olsa bile bunda gocunacak bir şey yoktur. Zira bugün Bulgarların Türk oldukları , Hıristiyanlığı kabul etmeleri ve öz benliklerinden uzaklaşmalarından dolayı Slavlaşarak Türk özelliklerini kaybettikleri bilinmektedir.

Gülabi adı ise ezbere verilmiş bir adı değildir. Nitekim Türklerin Anadolu'ya girmeleri boy boy, oymak oymak yerleşmeye çalışmaları uzun zaman almıştır. Türk yerleşmesi döneminden sonra göç hareketi devam etmiştir. Alem şah, Arzuman, Aydın, Bâlî, Bayraklu,Bayramlu, Çalabverdi, Pir Veli , Pirce v.d. ile Gülabi gibi İslam öncesi Türk topluluklarında kullanılan bir kişi ve topluluk adları bunlardan kalmadır.480 Demek oluyor ki Gülabi adı eski Türk topluluklarında bir isimdir.
Kılvar köyünün tarihçesi ise Eflani tarihi ile birlikte değerlendirilmelidir. Ancak köy ve çevresinde bulunan Tümülüsler, höyükler, eski yerleşim alanları ve özellikle Saray tepesi denilen höyük, Madalyon kabartmalı üçgen alınlık, köy ve çevresinin bir dönem önemli bir yerleşme olduğunu ve tarihinin çok eskilere dayandığını göstermektedir. Yakinen gezdiğim ve gözlemlediğim Saray tepesi höyüğü , etrafındaki yıkıntı yerleri ile birlikte yaklaşık 200 metre uzunlukta ve 80 metre genişliktedir. Genellikle taştan, harçla yapılmıştır. Höyük etrafında kapı girişleri ve duvarları belli olan büyük odalar vardır.Şu anda yarısı kırık vaziyette duran kabartmalı üçgen alınlık ile mermer sütun altlığı buradan çıkmıştır. Bu özellikleri göz önüne alındığında , bir Derebeyi konağı, yani şatoya benzemektedir. Nitekim Şato denilen binalar, bölgenin Derebeyi yada en önde gelen şahsiyetine ait olurdu. Bina etrafında savunma çukurları ve yüksek surlar bulunurdu. Bu Saray tepesi, benzer özellikleri ile Paflagonya Derebeylerinden birine ait olmalıdır. Yada Roma'nın bölgedeki etkin şahsiyetine ait olmalıdır. Bu saray tepesi ve etrafı, buranın zamanında önemli bir yer olduğunu gösterir.

Nitekim bu tepenin kuzeyindeki tarihi çeşmenin deposundan bu tepeye su arkları gitmektedir. Çeşmenin kitabesinde ise "maşallah, sahibül hayrat velhasanat. Hasan ali ve Bekir ağa sene 1315 "yazısı yakın tarihtir. Halk arasında burada bir saray olduğu buradan yaklaşık 1 km kuzeydeki Yücek tepesi arasında bir tünel bulunduğu şeklindeki söylenti yabana atılmamalıdır. Burası için, tarihi kaynaklarda adından sıkça söz edilen "Eflani şatosudur" diyemesek te Eflani2de bulunan şatolardan biridir, demek yanlış olmayacaktır. Bu duruma göre Kılvar köyündeki yerleşme 2000 yılından önceye dayanmaktadır.

Anadolu'nun Türkleşmesi ile Çobanoğulları ve Candaroğulları beylikleri egemenliğine giren Kılvar köyü halkı bu bölgeye1530 yılından önce gelmiştir. 1530 yılı muhasebe kayıtlarında Kastamonu sancağı Tatay kazası dahilinde olan Kılvar köyü 48 hanedir. Ayrıca 9 mücerred (yalnız, tek kişi) bulunmaktadır. Hasılı(yıllık geliri) ise 5845 akçe olup, timarlı sipahi hassı bir köydür. Aynı kayıtlarda 80 akçelik bir çiftlik vakıf olarak bulunmaktadır.481 1530 yılından sonra köyle ilgili bir diğer kaynak ise 1836 yılına aittir. 1836 yılında bölgeyi ve Eflani'yi gezen gezgin William Francis Ainsworth, Kılvar köyündeki Ayan konutunda misafir olmuştur. Mahşerli boğazı için "burada çok büyük bir savaş olmuş"demektedir.Gezginin misafir olduğu Ayan ise bugün Ayangil olarak anılan, Emirkadıoğlugil sülalesidir. Nitekim Mahşerli boğazında da muhtemelen 1071 yılından sonra bölgeye gelen Türklerle Bizanslılar arasında büyük bir savaş olmuştur. 1953 yılında Daday'dan Eflani'ye geçen köyünün şimdiki adı Esencik'tir.

Nüfus

H. 937 M.1530 yılı
Hane : 48 mücerred : 9 Nüfus : 297 kişidir.
H. 1314 M. 1897 yılı 482
Hane :46 kadın :119 erkek : 130 toplam : 249 kişidir.

1950 1960 1970
Kadın erkek toplam kadın erkek toplam kadın erkek toplam
227 173 400 236 206 442 222 182 404

1985 1997 2000
311 211 205

2004yılı itibari ile açık kayıtlar toplamı : 1107
2004yılı itibari ile kapalı kayıtlar toplamı : 360 kişidir


Reklam
 
 
Bugün 33 ziyaretçi (52 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=